Genel Kürenin Çürüyen Delilleri

Mantık, bilim, kuram, fantezi terimleri ışığında kuantum ve güneş merkezli küre dünya izahı.

Umarım kendimi iyi ifade edebilirim. Yöntem olarak Sokratik yöntem kullanacağım, yazımın başlığından da anlaşıldığı gibi muhatapları bellidir, doğurgan zihne sahip olmayanlar okumayı burada bırakarak, vakit tasarrufu yapıp, WebTekno sayfasında entelektüel seviyelerini geliştirebilirler. Kavramları ve terimleri derinlemesine detaylandırmayacağım, sözlük manası ile geçiştireceğim. Bu kısa girişten sonra içeriğimize, sözcüklerin köken bilimini de bi tarafa bırakıp ‘Mantık nedir?’ sorusuyla başlayalım.

MANTIK

Mantık, sözlük tanımıyla ‘Doğru, akla uygun, tutarlı, çelişkilerden arındırılmış düşünme yetisi ve yolu.’ diyebiliriz. Bu tanım haliyle geniş bi tanımdır. Sözcüğü yazımda kısırlaştırılmış bi tanımla, Aristoteles’in ve Leibniz’in de katkı sunduğu tanımıyla kullanacağım. Bu tanıma kısaca bir göz atalım.

Biçimsel mantık: Bir şey, kendisinin aynısıdır. Bir yargı, hem doğru hem yanlış olamaz; ya doğrudur ya yanlıştır, üçüncü bir şık yoktur. Her yargının doğruluğu için bir başka yargı gereklidir. Mantık bir düşünme yoludur; düşünce yine düşünce ile onaylanabilir. Bir yargıya doğru ya da yanlış diyebilmek için, ifadenin yargı cümlesi olması gerekmektedir. Yargı cümlesi en azından, bir özne, bir bağlaç ve bir yüklemden oluşmalıdır. Biçimsel mantık, tümdengelim, tümevarım ve benzeşim üçlüsüyle akıl yürütür. Akıl yürütmede öncül yargıların hatalı değerlendirilmesi üzerine kurulan yeni yargılara da safsata diyoruz.

Giritli olan Epimenides, biçimsel mantığı, kurduğu ‘Giritliler her zaman yalan söyler’ yargı cümlesiyle iyice bi sallamıştır fakat biz yinede mutlak tutarsızdır ya da mutlak tutarlıdır demeden, ihtiyaç duyduğumuz için kullanalım, kullanmazsak sağlıklı bir ‘bilim’ tanımı yapamayız.

BİLİM

Bilim, olayların yasalarını bulmayı amaçlayan, yöntemle elde edilen ve pratikle doğrulanan bilgidir. Bilimde kullanılan en temel yöntem, biçimsel mantık ve determinizm ilkesidir. Düşüncecilikle (İdealizm) bağdaşmaz.

KURAM

Kuram, bir bilim ya da sanatla ilgili ya da herhangi bir sorunu ilgilendiren, basit benzeşim çeşidiyle akıl yürütülerek ve uygulanmadıkça gerçekleşip gerçekleşemeyeceği, doğru olup olmadığı bilinemeyen düşünülerin, ilkelerin topu.

FANTEZİ

Fantezi, biçimsel mantıktaki akıl yürütmelerinden bağımsız, sonsuz, sınırsız düş.

Kuantum Fiziği fantezisi

Mantık, bilim, kuram ve fantezi başlıkları altında kuantum fiziğini inceleyelim. İlk olarak yapacağımız şey ‘kuantum fiziği nedir?’ sorusunu sormak ve kısaca tanımını yapmak olacak.

Kuantum fiziği, sürekli olmayan kesik bir zaman yargısı taşır. Determinist değildir olasılıksaldır, ard arda etkileşim yasaları yoktur. Maddeler değişimlerinde sıra ve zaman takip etmeden an sıçrayışlarıyla değişim gösterirler. Gözlemleyenle gözlenen ayrı değildir, birbirlerini etkilerler. Neden, sonuçtan etkilenir.

Kuantumun kısaca tanımını yaptım, tabiki burada size bu fantezinin tamamını anlatacak değilim, neden fantezi sözcüğünü kullandığıma gelince, kuantum fantezisini mantık altında inceleyeceğiz ve bilim olmadığını ayrıca kuram da olmadığını bir fantezi olduğunu izah edeceğim.

Kuantum fiziği, çift yarık deneyiyle ortaya atılmış bir yargının üzerine bina edilmiş olan dolanıklık, süper pozisyon, zamanda geriye etki vs. akla zarar iddalarıyla bir fantezidir. Bu çift yarık deneyini ben hiç yapmadım, sizin de yaptığınızı düşünmüyorum, yaptık dediler ben de yaptılar varsaydım, bu deneyin tutarsızlığını da konuşacağız. Deneyi uzun uzadıya yazmak istemediğimden dolayı aşağıdaki kısa videoyu izlemenizi istiyorum.

İzlediyseniz, ilk olarak deneyin tutarsızlığıyla başlayalım. Deneyde elektron sıktıklarını söylüyorlar, elektron bir silahın şarjörüne dizebileceğiniz ve Polat Alemdar gibi sıka sıka artistik yapabileceğiniz bir madde değildir. Son cümlemden ‘bir madde değildir’ bölümünü tek başına almayın lütfen. Elektron bir maddedir ve parçacık olarak hareket eder. Elektron akışı, iletken atomların yani atomun son yörüngesinde bulunan ve sayısı 4 ten fazla olan serbest (valans) elektronlarla olur. Bu akışı sağlamak için gerilim ve artı yüklü atomlar lazımdır (elektrik nedir diye Google amcaya sorabilirsiniz). Bu elektron sıkma işini de en güzel bulutlar yapar, fırtınada (şimşek) sıka sıka ilerlerler ve hep parçacık sıkarlar.

‘Elektron bir maddedir ve parçacık olarak hareket eder’ mantık kuralına göre bir yargı cümlesidir, kısaca hatırlayalım.

Bir yargı, hem doğru hem yanlış olamaz; ya doğrudur ya yanlıştır, üçüncü bir şık yoktur. 

Şimdi diyeceksiniz ki, su da bir maddedir ama dalga olarak hareket eder. Mantık kurallarını çalıştırmaya devam edeceğim. Bu fanteziyi haklı çıkarmak adına iki ayrı yargı cümlesi kuracağım.

  1. ‘Elektron gözlemlendiğinde bir maddedir, parçacık olarak hareket eder’
  2. ‘Elektron gözlemlenmediğinde bir madde değildir, dalga olarak hareket eder’

Bu iki yargı cümlesini ve kuantum tanımından da yargı cümleleri alarak benzeştirme (analoji) yapacağım.

  1. ‘Elektron gözlemlendiğinde bir maddedir, parçacık olarak hareket eder’
  2. ‘Elektron gözlemlenmediğinde bir madde değildir, dalga olarak hareket eder’
  3. ‘Determinist değildir olasılıksaldır, ard arda etkileşim yasaları yoktur.’
  4. ‘Maddeler değişimlerinde sıra ve zaman takip etmeden an sıçrayışlarıyla değişim gösterirler.’
  5. ‘Neden sonuçtan etkilenir.’

2. Yargı cümlesi, mantık kurallarına göre kurulamaz, gözlemlenmeyenin nasıl hareket ettiğini bilemezsin. Diyeceksiniz ki sonucunda gözlemledik, bu sefer de 5. yargı cümlesi ve 4. yargı cümlesi çelişki arzedecek. dolayısıyla mantık kuralları dışındadır. Deterministik olmaması ve mantık kurallarına uymaması sebebi ile ‘bilim’ tanımının da dışındadır. Basit benzeşim (analoji) akıl yürütmeleriyle de uyuşmadığı için ‘kuram’ tanımının da içinde değildir. Geriye de sadece fantezi kalıyor. farkındaysanız burada sadece çıkışını inceledik, üzerine bina edilenleri tek tek konuşacak olsak ‘evvel zaman içinde kalbur saman içinde pire berber deve tellal iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken’ diye başlayan her masala, ‘masal demeyin kuantuma göre olası’ dersiniz.

Ben de mantıksal yargımı yazıyorum. ‘Kuantum fiziği bir fantezidir’.

 

Güneş merkezli küre dünya modeli safsatası.

Bu safsatanın tüm detaylarını burada yazmayacağım, hem ben yazarak… hem de siz okuyarak yorulmayın diye. Baştan beri belirttiğim gibi mantık ve bilim tanımları dahilinde konuyu işleyeceğim, mantık ve bilim tanımlarına uymayan iki argümandan bahsetmek istiyorum.

  1. Bu kadar insan yanılıyor olabilir mi? Bu soruya bir yargı cümlesi kuralım. İlk olarak yanıldığını söylediğimiz ‘bu kadar insanın’ konuyu bildiğini mi yoksa söylenene inandığını mı sorgulayalım. Bunu anlamak için kendi çapınızda küçücük bir anket yapabilirsiniz, bu ankete dahil olan kişilerin de bu soruyu yönelttiğini farkedeceksiniz. Buradan ne çıkartacağız? Bunun bilmek ya da araştırmak olmadığını aslında bir zincir gibi, her bu soruyu soranın da kastettiğimiz ‘bu kadar insana’ dahil olduğunu göreceğiz. Dolayısıyla şöyle bir yargı cümlesi kurabiliriz ‘Bir inancın iddalarının doğru ya da yanlış olduğu, o iddaya inananların ya da inanmayanların sayısı ile değerlendirilemez’.
  2. Bilim adamları neden yalan söylüyor olsun? Bilim adamı diye nitelendireceğimiz kişilerin, siyasetten, dinden, dinsizlikten, sistemden, egemen güçlerden bağımsız bir ortamda çalışabiliyor olması lazım. Eğer bu sağlanamamışsa! Yalanı bilim adamları değil; bağımlı oldukları kurumlar söylüyor ve artık bilim adamı tanımına uymayan fakat bizim yine de bilim adamı olarak ifadelendirdiğimiz kişiler, bu yalana istekli veya istesiz uymak durumunda kalıyorlar. Yalanın tarihteki etkilerine bakarsak mantıksal olarak bir çok yargı cümlesi kurabiliriz. Bu yalanın çıktığı dönemlerdeki hakim güç iki ilahi dinin devamıydı bu hristiyanlık ve islam. Bu yalanın temeli hristiyanların hakim olduğu coğrafyada atıldı. Bize bu gün anlatılan tarihe göre bu yalanı söyleyenler hristiyanların zulmüne uğrayan bilim adamları. Bu sözde bilim adamlarının aslında bilim adamı olmadığı sayılarının iki elin parmaklarını geçmediği ve bilim eğitimi almadıkları ya da öğrenciliklerinde çok vasat oldukları, psikolojik sorunları oldukları yine aynı tarih tarafından anlatılmaktadır. Bu yalan egemen gücü değiştirmiştir, dünyanın genelinde egemen olan iki ilahi dinin, bu yalanla temeli atılmaya başlanan yeni bir düzenin egemenliğine teslim olmasını yine tarihi inceleyerek görmekteyiz. Bu yeni egemen güç bu yalanı tüm eğitim kurumlarında, medyalarında, toplum fertlerine çocukluktan başlayıp sunmaktadır. Bu yalana inanmayan ya da inanıyor gibi görünmeyen hiç kimseye diploma vermemiştir, diplomasız hiç kimseyi eğitmen yapmamıştır. İlahi dinlere olan güveni temelinden sarsarak ilahi dinlerin toplum gücünü de elinden almıştır. Anlattıkları evren modeli ile insanın önemli ve seçilmiş bir yaratık olmadığını, Tanrı’nın ya olmadığını ya da yaratıp sınamadığını delillendirmeye çalışıp ilahi dinlerin siyasi gücünü zayıflatıp kendi siyasetlerini güçlendirmişlerdir. Bu güçlenmede toplumun eğitimine hakim oldukları için yine toplumun yasa yapmasından yani demokrasiden korkmamışlardır verdikleri eğitimle yine kendi istedikleri yasaları topluma yaptırmışlardır. İlahi düzenlerin yeniden gelmesini de seküler anlayışı ya fikren ya da yasa ile zorlayarak önlemeye çalışmışlardır, toplumun neredeyse tamamına hakim oldukları yerlerde sekülerliği fikren sağlamışlar toplumun tamamına hakim olamadıkları yerlerde de sekülerliği yasa olarak demokrasinin de önüne koymuşlardır.

Yazımın bu bölümünde sözde bilimsel olarak kurdukları yargı cümlelerinin tutarsızlıklarını konuşacağız. Yukarıda mantıktan açtığımız bahiste Aristoteles’in tanımına çok önemli bir katkı sunan Leibniz’in bu katkısından da bahsedelim. ‘Her yargının doğruluğu için bir başka yargı gereklidir.’ bu yargı cümlesini doğru olarak kabul ediyorum, itirazı olanlar çürütmeyi deneyebilir. Gelelim sözde bilim adamlarının yargı cümlelerine:

‘Dünya bir küredir’

Bu yargı cümlesinin doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak için muhakkak üzerine bina edildiği alt yargı cümlelerini de konuşmuş olmamız lazım çünki bu yargı cümlesi bir tümevarımdır. Bu tümevarımın dayandırıldığı ön yargı cümlelerinin tarihteki en eski yargı cümlelerine bakalım.

  1. MÖ 276-194 yılları arasında yaşayan kütüphane müdürü Eratosthenes’in dünyanın çevresini ölçme deneyi. Eratosthenes’in niyeti ne yapmakmış? Dünyanın çevresini ölçmekmiş! Buradan ne anlıyoruz Eratosthenes’in bu deneyi yapmadan önce de ‘Dünya bir küredir’ yargı cümlesini doğru olarak kabul ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu deney ‘dünya küremidir?’ sorusuna cevap aramak için değil zaten dünyanın küre olduğunu kabul eden birisinin onun çevresini ölçmek için yaptığını görüyoruz. Mantık kurallarına göre bu deneyin ‘Dünya bir küredir’ yargı cümlesini sorgulamak amacıyla yapılmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca Eratosthenes’in bu deneyinde ulaştığı ölçümlerle, ufak bir trigonometri hesabı ile güneşin uzaklığına da ulaşmak matematiksel olarak mümkün. Yapın hesabını 150 milyon kilometre gibi bir sonuç çıkacak mı? 6376 kilometre çıkaracaksınız (Eratosthenes’in hata paylarını da hesaba katarsanız).
  2. Aristoteles’in ufukta kaybolan gemilere bakarak yaptığı gözlem. Aristoteles elindeki imkanlar dahilinde bir gözlem yapmıştır, perspektif olgusunu da bilmediğinden yada değerlendirmediğinden benzeşim (analoji) hatası yapmıştır. günümüzde biliyoruz ki Aristoteles’in bu iddası çürümüştür. Aşağıdaki videoyu izlediğinizde nasıl çürüdüğünü göreceksiniz.
  3. Aristoteles’in ay tutulmasında ayın üzerine düşen gölgenin dünyanın gölgesi olduğunu idda etmesi. Aristoteles’in bu iddasıda çürütülmüştür, gökyüzünde aynı gözlemcinin hem ay tutulmasını hem de güneşi gördüğü altı tane kayıt vardır. Gölge oluşturacak nesnenin, ışıkla gölgesinin düşeceği nesne arasında olması gerekmektedir. Gözlemci dünyanın üzerinde olduğu için hem tutulmayı hem güneşi aynı anda görüyorsa bu gölge dünyanın gölgesi olamaz. Bu yine mantık kurallarına göre bir benzeşim (analoji) hatasıdır.
  4. ‘Dünya bir küredir ve en geniş yerinin cevresi 40.000km dir’ yargı cümlesinin gözlemlerle örtüşmemesi. Bu yargı cümlesini WebTekno yazarları gibi mantıktan hatta sınanacak akıl melekesine bile sahip olmayanların yazılarından değerlendirecekseniz yanlış yerdesiniz çıkın sayfadan. Bu yargı cümlesinin yanlışlığını yaptığımız gözlemlerle kendimiz de rahatça test edebiliriz. Deniz seviyesini 0 olarak kabul ettiğimizde 7km yukarıdan dünyaya baktığımızda eğimi çıplak gözle dahi farkediyor olmamız lazım. Birçoğumuz uçakla seyahat etmişizdir ve bu seyahatlerde 7km nin üzerinde olduğumuz halde ne ufuk çizgisinde bir eğim ne de ufuk çizgisinin göz seviyesinden aşağı düştüğünü gözlemlemişizdir. Aşağıdaki video çok daha yüksekten çekilmiştir ne eğim ne de ufuk çizgisinin aşağı düşüşü gözlemlenmiştir. Buradaki yapılan mantık hatası ise iddanın doğruluğunun yanlışlığının test edilmeden sadece güvene dayalı olarak doğru kabul edilmesidir.
  5. Güneşin batması doğması gündüz ve gece. Yüzeysel akıl yürütme ile kolay yanılabileceğimiz bir konudayız. Güneşin batması, doğması, gündüz ve gece bir de bize çocukluğumuzdan beri anlatılan bu safsata kolayca yanılmamızı sağlayabilir. Bu olay tamamen perspektifle ve atmosferdeki mercek etkisiyle alakalıdır. Perspektif konusunu buradan okuyabilirsiniz. Perspektif olgusuna hakim olduysanız aşağıdaki iki videoyu da seyrederek çıkarımınızı rahatça yapabilirsiniz. Biçimsel mantık imanla değil akıl yürütmeyle işler.

Tüm detaylara girmeyeceğimizi daha önce de belirtmiştim. Yerçekimi, merkezcil ivmeler, yörüngeler, galaksiler, kara delikler, yıldızlar ve çeşitleri vs. bunlar ‘Dünya bir küredir’ yargısının kabulü üzerine kurulmuş safsatalardır yani gördüğünüz gibi ‘Dünya bir küre değildir’. Dünyanın küre olduğunu söylemek için hiçbir yargımız yok, tüm idda ediler yargılar çürümüş vaziyette, dolayısıyla güneş merkezli küre dünya iddası ne mantıkla izah edilebilir ne de bilim tanımı içindedir, kuram dahi olacak nitelikte değildir, mantık tanımı içerisindeki incelemede bu idda adını safsata olarak alır.

Yazar hakkında

Zafer Zengin

Rabb'imin Kuran'da tarif ettiği şekilde mümin olmaya uğraşan, Kur'an algılarımda bazı meselelerde yanıldığım delillendirildiği taktirde, tükürdüğümü yalamaktan memnuniyet duyan bir kulum.

5 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

  • Merhaba,
    Youtube’daki Düz Dünya Belgesel Bölüm 1 videosunun altına yapmış olduğunuz yoruma cevaben buraya yazıyorum. Videonun altında da size bir cevap yazdım ama galiba video sahibi beni engelledi ve yorumum gözükmüyor. O cevabı buraya ekleyerek başlıyorum.

    Duyular yanıltıcı olabilir. İnsan duyuları kusursuz değildir. Ufak bir örnek: http://brainden.com/images/cafe-wall-big.gif
    Hareketleri algılamama sebebiniz çok basit. Dünya kendi ekseni etrafında sabit bir hızda dönüyor, saatte 15 derece. Öncelikle bu oldukça yavaş bir dönüş. Elinize bir top alın ve deneyin. Saatte 15 derece dakikada 0.25, saniyede 0.0042 derece eder. Bunun dışında insan vücudu sabit hızı algılamaz, hızdaki değişimi yani ivmeyi algılar, dediğim gibi Dünya’nın hızı sabit. Şimdi diyeceksiniz ki heliosentrik modele göre Güneş’in etrafındaki hızımız sabit değil, haklısınız. Hemen ivmeyi hesaplayalım
    a=v1-v2/t
    v1 (147 milyon kilometre mesafedeki hızımız)= 30557 m/s
    v2 (152 milyon kilometre mesafedeki hızımız)= 29552 m/s
    t (iki mesafe arasında geçen süre)= 6 ay= 15778463 saniye
    a (Dünya’nın ivmesi)= 0.000064 m/s^2, bu kadar ufak bir ivmeyi hissetmemek çok normal.
    Eğim konusuna gelirsek, ufukta kaybolan bir geminin eğimi görmek için yeterli olduğunu düşünüyorum.
    https://www.youtube.com/watch?v=mUgKxxR9XkU&t=313s
    Makalenizi en kısa zamanda okuyup altına eleştirilerimi sunarım. İyi günler.

    Şimdi makalenize gelelim.

    Kuantum kısmını çok irdelemeyeceğim. Öncelikle “elektron bir silahın şarjörüne dizebileceğiniz ve Polat Alemdar gibi sıka sıka artistik yapabileceğiniz bir madde değildir” demişsiniz ama bu yanlış. Elektron tabancası diye bir şey var. Çift yarık deneyini ben kendim ışıkla denedim, yapması kolay bir deney, tavsiye ederim. Çift yarık deneyinin elektron ile denemedim, yapıldığına da şahit olmadım, o konuda yorum yapamam. Ama elektron kırınım deneyi yapıldığına şahit oldum. Elektronun parçacık özelliği zaten biliniyor, ışığın parçacık özelliğini de fotoelektrik etki kanıtlıyor. Yani parçacık dalga ikilemi gözlemlenebilen bir olgu. Elektronun gözlemlendiğinde parçacık, gözlemlenmediğinde dalga olduğunu gösteren gerçek bir video ne yazık ki bulamıyorum. O konuda bilim adamlarına ben de kırgınım.
    Şimdi kuantum mekaniği bilimsel midir değil midir biraz çok bilim felsefesine kaçıyor, sevmediğim konular. Şöyle iki soru sorayım size: bilim deterministik olmak zorunda mıdır? Eğer zorundaysa belki kuantum mekaniği aslında deterministiktir, ama bizim şu anki bilgi seviyemiz bunu algılamaya yetmiyor olabilir mi? Daha genel bir soru olarak, günlük hayatımızda kullanım alanları olan bir olguyu, bilim algımıza uymadığı için fantezi ilan etmek doğru mudur?

    Düz Dünya kısmına geçelim

    “Bu kadar insan yanılıyor olabilir mi?” Kesinlikle size katılıyorum, geçerli bir argüman değil.

    “Bilim adamları neden yalan söylüyor olsun?” Buna kısmen katılıyorum. Ama sonuçlara ulaşmak için uyguladıkları deneyler tekrarlanabilir, yani yalan söyleyip söylemedikleri test edilebilir olduğu sürece sıkıntı yok.

    “Eratosthenes’in dünyanın çevresini ölçme deneyi.” Burda da size katılıyorum, Dünya küredir varsayımıyla yapılan bir deney. Dünya’nın şekline kanıt olarak sunulamaz.

    “Aristoteles’in ufukta kaybolan gemilere bakarak yaptığı gözlem” Bu konuda ne yazık ki hatalısınız. Bu gözlem çürütülmemiştir ve günümüzde hala geçerlidir. Paylaştığınız link ölmüş, ama tahmin ediyorum aslında ufuk çizgisini geçmemiş bir gemiye zoom yapılan bir videoydu, bunlar gibi
    https://www.youtube.com/watch?v=VEMCjAY5QQI
    https://www.youtube.com/watch?v=Gkzbx99vUhI&
    Oysa ufuk çizgisini geçen gemiler bariz bir şekilde alttan üste kaybolur, bunlar gibi
    https://www.youtube.com/watch?v=mUgKxxR9XkU&t=313s
    https://www.youtube.com/watch?v=7nUFLLUahSI
    https://www.youtube.com/watch?v=uC39fsNYXx8

    “Aristoteles’in ay tutulmasında ayın üzerine düşen gölgenin dünyanın gölgesi olduğunu idda etmesi.” Bu iddia da çürütülmemiştir. Ay ve Güneş’in Ay tutulması esnasında aynı anda görülmesine Selenelion denir. Işığın atmosferde kırılması yüzünden Ay ve Güneş’in olduklarından daha yüksekte görünmeleri nedeniyle gerçekleşir. Bunun dışında isterseniz gölgenin Dünya’nın gölgesi olduğunu matematiksel olarak ispatlayabilirim.

    “Dünya bir küredir ve en geniş yerinin cevresi 40.000km dir’ yargı cümlesinin gözlemlerle örtüşmemesi”
    Tam aksine, eğim tam hesaplanıldığı şekilde dağların, gemilerin, binaların kaybolmasına neden oluyor. Yedi kilometre irtifadan eğim görülmeli demişsiniz ama bu çok doğru değil, özellikle de uçak penceresinden görüş açısı dar olacağı için. Bu siteden irtifaya göre beklenen eğimi görebilirsiniz.
    http://walter.bislins.ch/bloge/index.asp?page=Flat-Earth%3A+Finding+the+curvature+of+the+Earth&state
    Bu da eğimi açıkça gösteren bir video
    https://www.youtube.com/watch?v=9DDwx18JT9Y
    İrtifa 46000 fit yani yaklaşık 14 km, eğim küre Dünya’da beklenenle uyuşuyor ve pilotun baş üstü göstergesi ufuk çizgisinin göz hizasının altında kaldığını gösteriyor.
    Bunlar da ufuk çizgisinin göz seviyesinden aşağı düştüğünü gösteren başka videolar.
    https://www.youtube.com/watch?v=NqOQ_BCtqUI
    https://www.youtube.com/watch?v=aisuqNIzXCs&t=2s
    https://www.youtube.com/watch?v=zs22-W6ufWs
    https://www.youtube.com/watch?v=HFj7gNh3yOM

    “Güneşin batması doğması gündüz ve gece.” Burda sizi tebrik etmem gerek, gün batımını lens etkisi ile açıklamak şimdiye kadar gördüğüm düz dünya açıklamaları arasında açık ara en mantıklısı. Ama yine de sıkıntıları var. Öncelikle havanın büyüteç lensi gibi işlemesini sağlayacak bir mekanizma yok. Havadaki su taneciklerinden kaynaklı diyebilirsiniz ama bir sürü ufak lens devasa tek bir lense tekabül etmez. Kaldı ki bu etkiye havadaki su neden oluyorsa nem oranınındaki farklılıklara göre Güneş’in açısal boyutunun ve konumunun değişmesi gerekirdi. Son olarak videoda mum uzaklaştıkça lensteki görüntüsü büyüyor ve bu da gerçek hayatta gördüklerimizle uyuşmuyor.

    Gördüğünüz gibi Dünya’nın küre olduğunu gösteren yargılar oldukça sağlam. Bu makalede bahsetmediğiniz birkaç yargıyı da ben paylaşayım.

    Ekvatorun kuzeyinde yıldızların kuzey gök kutbu etrafında saat yönünün tersine doğru dönmesi, buna karşı ekvatorun güneyinde yıldızların güney gök kutbu etrafında saat yönünde dönmesi. İki gök kutbu etrafında farklı takımyıldızlar olması.
    https://www.youtube.com/watch?v=3V3rmDG5J8A
    https://www.youtube.com/watch?v=huysYcz-AiQ

    Güneş ışınlarının, Güneş battıktan sonra bulutların altına vurması, dağların gölgelerinin bulutların altına vurması, dağların ve binaların üstüne çöken gölgenin aşağıdan yukarı ilerlemesi.
    https://www.youtube.com/watch?v=huysYcz-AiQ
    https://www.youtube.com/watch?v=Bx05vdCQmb0
    https://www.youtube.com/watch?v=-3lbmswc7qo

    Son olarak da düz dünyanın tutarsızlıklarına değinmek istiyorum
    Güneş ve Ay ufak ve yakınlarsa gün içinde açısal boyutları neden değişmiyor?
    Ay ufak ve yakınsa Dünya’nın farklı yerlerinden bakan iki insan nasıl aynı yüzünü ve evresini görüyorlar?
    Ay’ın evrelerini oluşturan ne?
    Tutulmaları oluşturan şey ne? Eğer gölge cismiyse bu cisim neden yıldızların önüne de geçmiyor?
    Güney Afrika, Güney Amerika ve Avustralya nasıl aynı kutup yıldızını görüyorlar?
    Güney Afrika, Güney Amerika ve Avustralya’da nasıl aynı anda gündüz olabiliyor?
    Oğlak dönencesi yengeç dönencesinden büyük olmasına rağmen yaz ve kış süreleri eşit? Güneş oğlak dönencesinde daha mı hızlı dönüyor? Öyleyse neden bütün sene gökyüzünde saatte 15 derece yol alıyor?

    Biraz uzun bir yorum oldu, özür dilerim. Cevabınızı merakla bekliyorum.

    • Selamlar Kerim hocam,

      Öncelikle cevaplarınızın ve üslubunuzun kalitesinden dolayı size teşekkür ederim. Onayın ve cevabın gecikmesinden dolayı da özür dilerim.

      Yazı mantık üzerine kurulu olduğu için, ister benim ister sizin önermeleriniz olsun, kabul edildiğinde (1) ya da reddedildiğinde (0) aynı önermeleri başka örnekler için de kullanabiliriz. Mesela ‘Duyular yanıltıcı olabilir. İnsan duyuları kusursuz değildir.’ önermesi, bilimin mutlaklığını çürüten bir önermedir. Göz duyusuna verdiğiniz örnek gayet iyi, kulak duyusu için verilen farklı frekansta sesler de var. Bu önermeyi doğru kabul ediyoruz.

      Birbirimizi anladığımızı düşünerek, cevabı formüller ve hesaplarla doldurmak istemiyorum. Anlatılan mevcut evren modeline göre, hesaplanması gereken sadece iki ivme değil (eksen etrafındaki dönüş iddası da ivmelidir merkezcil ivme vardır). Sadece samanyolu galaksisi iddasındaki ivmeler hesaplandığında, hassas terazilerin bir işe yaramaması gerekmekte, sadece bu da değil yörüngelerin düzenini de açıklamak mümkün olamaz, ayın gel gitleri oluşturma iddasına da sorular gelir. Yukarıda da değindiğimiz gibi, genel önermelerimizi her detayda da kullanacağız.

      Elektron sıkılması konusunda verdiğim örnek yanlış olmuş, ifade etmek istediğim elektronun hareketlerinin bu kadar basit olmadığını anlatmaktı. Dalga ya da parçacık hareketlerinin kimse tarafından tam bir açıklaması yok, bu açıklamanın olmayışı da dalga veya parçacık hareketlerinden yola çıkarak önermeler kurup ve bu önermeler üzerinden de Kuantum Fiziği gibi küme içinden tümel oluşturma yoluna giderse, benim de buna fantezi deme tutarlılığım olur; ki Kuantum fiziğinin önermeleri, mantık mekanizmasının tanımına da uymaz tıpkı Einstein’ın özel göreliliğinde çıkan mantıksal paradokslar gibi. Kısacası bir izah rasyonalist akıl yürütme ile mantıksal paradokslar üretiyorsa, mantık içinde kabul görmez buradan çıkaracağımız mantıksal sonuç ise, izah doğru ise mantık mantıksızdır 🙂 Eğer bir de mantığı tanımlarımızda kullanıyorsak hepten septizm batağına düşeriz.

      Cevabınızdan alıntı ”“Aristoteles’in ufukta kaybolan gemilere bakarak yaptığı gözlem” Bu konuda ne yazık ki hatalısınız. Bu gözlem çürütülmemiştir ve günümüzde hala geçerlidir.” Hocam etmeyin eğlemeyin, idda edilen küresel bir yapı silindir bir yapı değil ki. Vertikalde olanın horizontalde de olması gerekmez mi? Aslında bu çok daha basit anlatılabilir. Çıplak gözle yapabileceğiniz basit bir deney, 1 km lik düz yola ya da duvara bir metre aralığında paralel iki çizgi çizin, sonra bir ucundan diğer ucuna bakın belli bir yerde çizgilerin birleştiğini göreceksin devamı için akıl yürüttüğünde ise çizgilerin birbirini keserek yön değiştirdiğini, birbirinin üzerine çıktığını düşüneceksin aslında görsel olarak olan budur. Kesişme noktası ufuktur a objesi b nin, b objesi de a anın devamını görmene izin vermez.

      Sizden alıntı ”Havadaki su taneciklerinden kaynaklı diyebilirsiniz ama bir sürü ufak lens devasa tek bir lense tekabül etmez. Kaldı ki bu etkiye havadaki su neden oluyorsa nem oranınındaki farklılıklara göre Güneş’in açısal boyutunun ve konumunun değişmesi gerekirdi. Son olarak videoda mum uzaklaştıkça lensteki görüntüsü büyüyor ve bu da gerçek hayatta gördüklerimizle uyuşmuyor.” Kullanılan lens birebir aynı etkiyi vermediğinden büyüyor. Nem oranlarının düşük olduğu yerlerde öğlen güneşinin büyük sabah ve akşam güneşinin küçük olması küresel dünyayı mı düz dünyayı mı destekler?

      Güney ve kuzeydeki yıldızların dönüşü ile ilgili şu videoyu izlemenizi öneririm, hatta video da yıldızların küresele göre oluşturduğu başka paradokslarda var.
      https://www.youtube.com/watch?v=tZBuEV8vPgI

      Ufuk çizgisinin yükseldikçe aşağı düşmesi konusunda verdiğiniz örnek videolar bu detayı yeniden incelemem gerektiğini gösteriyor. İki idda için de önemli bir konu bunun aşağı düşmesinin doğru oluşu düz dünya iddasını mutlak olarak çürütür mü? Buna da eğilicem.

      selamlar…