Genel Kürenin Çürüyen Delilleri

Mantık, bilim, kuram, fantezi terimleri ışığında kuantum ve güneş merkezli küre dünya izahı.

Umarım kendimi iyi ifade edebilirim. Yöntem olarak Sokratik yöntem kullanacağım, yazımın başlığından da anlaşıldığı gibi muhatapları bellidir, doğurgan zihne sahip olmayanlar okumayı burada bırakarak, vakit tasarrufu yapıp, WebTekno sayfasında entelektüel seviyelerini geliştirebilirler. Kavramları ve terimleri derinlemesine detaylandırmayacağım, sözlük manası ile geçiştireceğim. Bu kısa girişten sonra içeriğimize, sözcüklerin köken bilimini de bi tarafa bırakıp ‘Mantık nedir?’ sorusuyla başlayalım.

MANTIK

Mantık, sözlük tanımıyla ‘Doğru, akla uygun, tutarlı, çelişkilerden arındırılmış düşünme yetisi ve yolu.’ diyebiliriz. Bu tanım haliyle geniş bi tanımdır. Sözcüğü yazımda kısırlaştırılmış bi tanımla, Aristoteles’in ve Leibniz’in de katkı sunduğu tanımıyla kullanacağım. Bu tanıma kısaca bir göz atalım.

Biçimsel mantık: Bir şey, kendisinin aynısıdır. Bir yargı, hem doğru hem yanlış olamaz; ya doğrudur ya yanlıştır, üçüncü bir şık yoktur. Her yargının doğruluğu için bir başka yargı gereklidir. Mantık bir düşünme yoludur; düşünce yine düşünce ile onaylanabilir. Bir yargıya doğru ya da yanlış diyebilmek için, ifadenin yargı cümlesi olması gerekmektedir. Yargı cümlesi en azından, bir özne, bir bağlaç ve bir yüklemden oluşmalıdır. Biçimsel mantık, tümdengelim, tümevarım ve benzeşim üçlüsüyle akıl yürütür. Akıl yürütmede öncül yargıların hatalı değerlendirilmesi üzerine kurulan yeni yargılara da safsata diyoruz.

Giritli olan Epimenides, biçimsel mantığı, kurduğu ‘Giritliler her zaman yalan söyler’ yargı cümlesiyle iyice bi sallamıştır fakat biz yinede mutlak tutarsızdır ya da mutlak tutarlıdır demeden, ihtiyaç duyduğumuz için kullanalım, kullanmazsak sağlıklı bir ‘bilim’ tanımı yapamayız.

BİLİM

Bilim, olayların yasalarını bulmayı amaçlayan, yöntemle elde edilen ve pratikle doğrulanan bilgidir. Bilimde kullanılan en temel yöntem, biçimsel mantık ve determinizm ilkesidir. Düşüncecilikle (İdealizm) bağdaşmaz.

KURAM

Kuram, bir bilim ya da sanatla ilgili ya da herhangi bir sorunu ilgilendiren, basit benzeşim çeşidiyle akıl yürütülerek ve uygulanmadıkça gerçekleşip gerçekleşemeyeceği, doğru olup olmadığı bilinemeyen düşünülerin, ilkelerin topu.

FANTEZİ

Fantezi, biçimsel mantıktaki akıl yürütmelerinden bağımsız, sonsuz, sınırsız düş.

Kuantum Fiziği fantezisi

Mantık, bilim, kuram ve fantezi başlıkları altında kuantum fiziğini inceleyelim. İlk olarak yapacağımız şey ‘kuantum fiziği nedir?’ sorusunu sormak ve kısaca tanımını yapmak olacak.

Kuantum fiziği, sürekli olmayan kesik bir zaman yargısı taşır. Determinist değildir olasılıksaldır, ard arda etkileşim yasaları yoktur. Maddeler değişimlerinde sıra ve zaman takip etmeden an sıçrayışlarıyla değişim gösterirler. Gözlemleyenle gözlenen ayrı değildir, birbirlerini etkilerler. Neden, sonuçtan etkilenir.

Kuantumun kısaca tanımını yaptım, tabiki burada size bu fantezinin tamamını anlatacak değilim, neden fantezi sözcüğünü kullandığıma gelince, kuantum fantezisini mantık altında inceleyeceğiz ve bilim olmadığını ayrıca kuram da olmadığını bir fantezi olduğunu izah edeceğim.

Kuantum fiziği, çift yarık deneyiyle ortaya atılmış bir yargının üzerine bina edilmiş olan dolanıklık, süper pozisyon, zamanda geriye etki vs. akla zarar iddalarıyla bir fantezidir. Bu çift yarık deneyini ben hiç yapmadım, sizin de yaptığınızı düşünmüyorum, yaptık dediler ben de yaptılar varsaydım, bu deneyin tutarsızlığını da konuşacağız. Deneyi uzun uzadıya yazmak istemediğimden dolayı aşağıdaki kısa videoyu izlemenizi istiyorum.

İzlediyseniz, ilk olarak deneyin tutarsızlığıyla başlayalım. Deneyde elektron sıktıklarını söylüyorlar, elektron bir silahın şarjörüne dizebileceğiniz ve Polat Alemdar gibi sıka sıka artistik yapabileceğiniz bir madde değildir. Son cümlemden ‘bir madde değildir’ bölümünü tek başına almayın lütfen. Elektron bir maddedir ve parçacık olarak hareket eder. Elektron akışı, iletken atomların yani atomun son yörüngesinde bulunan ve sayısı 4 ten fazla olan serbest (valans) elektronlarla olur. Bu akışı sağlamak için gerilim ve artı yüklü atomlar lazımdır (elektrik nedir diye Google amcaya sorabilirsiniz). Bu elektron sıkma işini de en güzel bulutlar yapar, fırtınada (şimşek) sıka sıka ilerlerler ve hep parçacık sıkarlar.

‘Elektron bir maddedir ve parçacık olarak hareket eder’ mantık kuralına göre bir yargı cümlesidir, kısaca hatırlayalım.

Bir yargı, hem doğru hem yanlış olamaz; ya doğrudur ya yanlıştır, üçüncü bir şık yoktur. 

Şimdi diyeceksiniz ki, su da bir maddedir ama dalga olarak hareket eder. Mantık kurallarını çalıştırmaya devam edeceğim. Bu fanteziyi haklı çıkarmak adına iki ayrı yargı cümlesi kuracağım.

  1. ‘Elektron gözlemlendiğinde bir maddedir, parçacık olarak hareket eder’
  2. ‘Elektron gözlemlenmediğinde bir madde değildir, dalga olarak hareket eder’

Bu iki yargı cümlesini ve kuantum tanımından da yargı cümleleri alarak benzeştirme (analoji) yapacağım.

  1. ‘Elektron gözlemlendiğinde bir maddedir, parçacık olarak hareket eder’
  2. ‘Elektron gözlemlenmediğinde bir madde değildir, dalga olarak hareket eder’
  3. ‘Determinist değildir olasılıksaldır, ard arda etkileşim yasaları yoktur.’
  4. ‘Maddeler değişimlerinde sıra ve zaman takip etmeden an sıçrayışlarıyla değişim gösterirler.’
  5. ‘Neden sonuçtan etkilenir.’

2. Yargı cümlesi, mantık kurallarına göre kurulamaz, gözlemlenmeyenin nasıl hareket ettiğini bilemezsin. Diyeceksiniz ki sonucunda gözlemledik, bu sefer de 5. yargı cümlesi ve 4. yargı cümlesi çelişki arzedecek. dolayısıyla mantık kuralları dışındadır. Deterministik olmaması ve mantık kurallarına uymaması sebebi ile ‘bilim’ tanımının da dışındadır. Basit benzeşim (analoji) akıl yürütmeleriyle de uyuşmadığı için ‘kuram’ tanımının da içinde değildir. Geriye de sadece fantezi kalıyor. farkındaysanız burada sadece çıkışını inceledik, üzerine bina edilenleri tek tek konuşacak olsak ‘evvel zaman içinde kalbur saman içinde pire berber deve tellal iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken’ diye başlayan her masala, ‘masal demeyin kuantuma göre olası’ dersiniz.

Ben de mantıksal yargımı yazıyorum. ‘Kuantum fiziği bir fantezidir’.

 

Güneş merkezli küre dünya modeli safsatası.

Bu safsatanın tüm detaylarını burada yazmayacağım, hem ben yazarak… hem de siz okuyarak yorulmayın diye. Baştan beri belirttiğim gibi mantık ve bilim tanımları dahilinde konuyu işleyeceğim, mantık ve bilim tanımlarına uymayan iki argümandan bahsetmek istiyorum.

  1. Bu kadar insan yanılıyor olabilir mi? Bu soruya bir yargı cümlesi kuralım. İlk olarak yanıldığını söylediğimiz ‘bu kadar insanın’ konuyu bildiğini mi yoksa söylenene inandığını mı sorgulayalım. Bunu anlamak için kendi çapınızda küçücük bir anket yapabilirsiniz, bu ankete dahil olan kişilerin de bu soruyu yönelttiğini farkedeceksiniz. Buradan ne çıkartacağız? Bunun bilmek ya da araştırmak olmadığını aslında bir zincir gibi, her bu soruyu soranın da kastettiğimiz ‘bu kadar insana’ dahil olduğunu göreceğiz. Dolayısıyla şöyle bir yargı cümlesi kurabiliriz ‘Bir inancın iddalarının doğru ya da yanlış olduğu, o iddaya inananların ya da inanmayanların sayısı ile değerlendirilemez’.
  2. Bilim adamları neden yalan söylüyor olsun? Bilim adamı diye nitelendireceğimiz kişilerin, siyasetten, dinden, dinsizlikten, sistemden, egemen güçlerden bağımsız bir ortamda çalışabiliyor olması lazım. Eğer bu sağlanamamışsa! Yalanı bilim adamları değil; bağımlı oldukları kurumlar söylüyor ve artık bilim adamı tanımına uymayan fakat bizim yine de bilim adamı olarak ifadelendirdiğimiz kişiler, bu yalana istekli veya istesiz uymak durumunda kalıyorlar. Yalanın tarihteki etkilerine bakarsak mantıksal olarak bir çok yargı cümlesi kurabiliriz. Bu yalanın çıktığı dönemlerdeki hakim güç iki ilahi dinin devamıydı bu hristiyanlık ve islam. Bu yalanın temeli hristiyanların hakim olduğu coğrafyada atıldı. Bize bu gün anlatılan tarihe göre bu yalanı söyleyenler hristiyanların zulmüne uğrayan bilim adamları. Bu sözde bilim adamlarının aslında bilim adamı olmadığı sayılarının iki elin parmaklarını geçmediği ve bilim eğitimi almadıkları ya da öğrenciliklerinde çok vasat oldukları, psikolojik sorunları oldukları yine aynı tarih tarafından anlatılmaktadır. Bu yalan egemen gücü değiştirmiştir, dünyanın genelinde egemen olan iki ilahi dinin, bu yalanla temeli atılmaya başlanan yeni bir düzenin egemenliğine teslim olmasını yine tarihi inceleyerek görmekteyiz. Bu yeni egemen güç bu yalanı tüm eğitim kurumlarında, medyalarında, toplum fertlerine çocukluktan başlayıp sunmaktadır. Bu yalana inanmayan ya da inanıyor gibi görünmeyen hiç kimseye diploma vermemiştir, diplomasız hiç kimseyi eğitmen yapmamıştır. İlahi dinlere olan güveni temelinden sarsarak ilahi dinlerin toplum gücünü de elinden almıştır. Anlattıkları evren modeli ile insanın önemli ve seçilmiş bir yaratık olmadığını, Tanrı’nın ya olmadığını ya da yaratıp sınamadığını delillendirmeye çalışıp ilahi dinlerin siyasi gücünü zayıflatıp kendi siyasetlerini güçlendirmişlerdir. Bu güçlenmede toplumun eğitimine hakim oldukları için yine toplumun yasa yapmasından yani demokrasiden korkmamışlardır verdikleri eğitimle yine kendi istedikleri yasaları topluma yaptırmışlardır. İlahi düzenlerin yeniden gelmesini de seküler anlayışı ya fikren ya da yasa ile zorlayarak önlemeye çalışmışlardır, toplumun neredeyse tamamına hakim oldukları yerlerde sekülerliği fikren sağlamışlar toplumun tamamına hakim olamadıkları yerlerde de sekülerliği yasa olarak demokrasinin de önüne koymuşlardır.

Yazımın bu bölümünde sözde bilimsel olarak kurdukları yargı cümlelerinin tutarsızlıklarını konuşacağız. Yukarıda mantıktan açtığımız bahiste Aristoteles’in tanımına çok önemli bir katkı sunan Leibniz’in bu katkısından da bahsedelim. ‘Her yargının doğruluğu için bir başka yargı gereklidir.’ bu yargı cümlesini doğru olarak kabul ediyorum, itirazı olanlar çürütmeyi deneyebilir. Gelelim sözde bilim adamlarının yargı cümlelerine:

‘Dünya bir küredir’

Bu yargı cümlesinin doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak için muhakkak üzerine bina edildiği alt yargı cümlelerini de konuşmuş olmamız lazım çünki bu yargı cümlesi bir tümevarımdır. Bu tümevarımın dayandırıldığı ön yargı cümlelerinin tarihteki en eski yargı cümlelerine bakalım.

  1. MÖ 276-194 yılları arasında yaşayan kütüphane müdürü Eratosthenes’in dünyanın çevresini ölçme deneyi. Eratosthenes’in niyeti ne yapmakmış? Dünyanın çevresini ölçmekmiş! Buradan ne anlıyoruz Eratosthenes’in bu deneyi yapmadan önce de ‘Dünya bir küredir’ yargı cümlesini doğru olarak kabul ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu deney ‘dünya küremidir?’ sorusuna cevap aramak için değil zaten dünyanın küre olduğunu kabul eden birisinin onun çevresini ölçmek için yaptığını görüyoruz. Mantık kurallarına göre bu deneyin ‘Dünya bir küredir’ yargı cümlesini sorgulamak amacıyla yapılmadığını söyleyebiliriz.
  2. Aristoteles’in ufukta kaybolan gemilere bakarak yaptığı gözlem. Aristoteles elindeki imkanlar dahilinde bir gözlem yapmıştır, perspektif olgusunu da bilmediğinden yada değerlendirmediğinden benzeşim (analoji) hatası yapmıştır. günümüzde biliyoruz ki Aristoteles’in bu iddası çürümüştür. Aşağıdaki videoyu izlediğinizde nasıl çürüdüğünü göreceksiniz.
  3. Aristoteles’in ay tutulmasında ayın üzerine düşen gölgenin dünyanın gölgesi olduğunu idda etmesi. Aristoteles’in bu iddasıda çürütülmüştür, gökyüzünde aynı gözlemcinin hem ay tutulmasını hem de güneşi gördüğü altı tane kayıt vardır. Gölge oluşturacak nesnenin, ışıkla gölgesinin düşeceği nesne arasında olması gerekmektedir. Gözlemci dünyanın üzerinde olduğu için hem tutulmayı hem güneşi aynı anda görüyorsa bu gölge dünyanın gölgesi olamaz. Bu yine mantık kurallarına göre bir benzeşim (analoji) hatasıdır.
  4. ‘Dünya bir küredir ve en geniş yerinin cevresi 40.000km dir’ yargı cümlesinin gözlemlerle örtüşmemesi. Bu yargı cümlesini WebTekno yazarları gibi mantıktan hatta sınanacak akıl melekesine bile sahip olmayanların yazılarından değerlendirecekseniz yanlış yerdesiniz çıkın sayfadan. Bu yargı cümlesinin yanlışlığını yaptığımız gözlemlerle kendimiz de rahatça test edebiliriz. Deniz seviyesini 0 olarak kabul ettiğimizde 7km yukarıdan dünyaya baktığımızda eğimi çıplak gözle dahi farkediyor olmamız lazım. Birçoğumuz uçakla seyahat etmişizdir ve bu seyahatlerde 7km nin üzerinde olduğumuz halde ne ufuk çizgisinde bir eğim ne de ufuk çizgisinin göz seviyesinden aşağı düştüğünü gözlemlemişizdir. Aşağıdaki video çok daha yüksekten çekilmiştir ne eğim ne de ufuk çizgisinin aşağı düşüşü gözlemlenmiştir. Buradaki yapılan mantık hatası ise iddanın doğruluğunun yanlışlığının test edilmeden sadece güvene dayalı olarak doğru kabul edilmesidir.
  5. Güneşin batması doğması gündüz ve gece. Yüzeysel akıl yürütme ile kolay yanılabileceğimiz bir konudayız. Güneşin batması, doğması, gündüz ve gece bir de bize çocukluğumuzdan beri anlatılan bu safsata kolayca yanılmamızı sağlayabilir. Bu olay tamamen perspektifle ve atmosferdeki mercek etkisiyle alakalıdır. Perspektif konusunu buradan okuyabilirsiniz. Perspektif olgusuna hakim olduysanız aşağıdaki iki videoyu da seyrederek çıkarımınızı rahatça yapabilirsiniz. Biçimsel mantık imanla değil akıl yürütmeyle işler.

Tüm detaylara girmeyeceğimizi daha önce de belirtmiştim. Yerçekimi, merkezcil ivmeler, yörüngeler, galaksiler, kara delikler, yıldızlar ve çeşitleri vs. bunlar ‘Dünya bir küredir’ yargısının kabulü üzerine kurulmuş safsatalardır yani gördüğünüz gibi ‘Dünya bir küre değildir’. Dünyanın küre olduğunu söylemek için hiçbir yargımız yok, tüm idda ediler yargılar çürümüş vaziyette, dolayısıyla güneş merkezli küre dünya iddası ne mantıkla izah edilebilir ne de bilim tanımı içindedir, kuram dahi olacak nitelikte değildir, mantık tanımı içerisindeki incelemede bu idda adını safsata olarak alır.

Yazar hakkında

Zafer Zengin

Rabb'imin Kuran'da tarif ettiği şekilde mümin olmaya uğraşan, Kur'an algılarımda bazı meselelerde yanıldığım delillendirildiği taktirde, tükürdüğümü yalamaktan memnuniyet duyan bir kulum.

3 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın