Genel ISS ve uydular Kürenin Çürüyen Delilleri

İSS aldatmacası UZAY yalanları satallite uydular

Arkadaşlar bu yazı adem34x nickli bir arkadaş yazmış.  Ben kendisine ulaşmaya çalışırken aynı zamanda yazısına hesaplar ekleyip paylaşmak istedim. Kendisine teşekkür ederim, bu konuyu bu yazı içerisinde en ayrıntılı şekilde anlatmak istiyorum:

“””Merhaba herkese

Satallite uydularla ilgili kafama takılan 1 soruyu araştırmak için bir süre İnternet üzerindeki bilgileri incelerken ulaşmış olduğum sonuçları sizle paylaşmak istedim .

Bu araştırmayı yaparken forumdaki bir konu ile foruma dahil oldum Naci Koçak arkadaşın dünyanın eksen hareketi ile ilgili konusu ..

Amacım bizlere verilen öğretilen bilgilerin gördüklerimizin gerçeklerle örtüşüp örtüşmediğinin mutlak bir doğru olarak kabul edilmeden önce üzerinde düşünülmesini sorgulanmasını hatırlatmak .

Bazı konularda eksik bilgilerim yanlışlarım olabilir düzeltiniz.

Uydu kurulumu yaparken çanak ve lnb nin ayarını milimetrik oynattığımda sinyal kayboluyor. sabit antenlerin sinyal aldığı örneğin Türksat 3 uydusunun hareketsiz sabit olması gerektiğini düşündüm ki sinyal sürekli sabit kalsın kanallar izlensin. bazıları diyor ki dünya kendi ekseni etrafında 1 dönüşü 24 saatte yapıyor . dolayısıyla ekvatordan 36.000 km uzakta olduğu söylenen 42 .000 km yörüngesi olan tv uydularınında dünya ile eş zamanlı dönüş yapması hiç mantıklı gelmedi.

Öncelikle konumuzdaki bütün olayların geçtiği yer uzay. çoğumuz uzaya çıkmadık en fazla 10 km irtifada uçakla uçtuk . bilgilerimiz bize öğretilenlerle sınırlı test imkanımız deney imkanımız yok .

Sorduğum sorularla aldığım cevaplarla olayların nasıl açıklandığını öğrenmeye çalıştım . klasik fizik newton prensipleri kepler prensipleri(yörünge mekaniği) galileo gibi 17.yüzyıl da yaşamış kişilerin düşünce ve deneylerine göre sistem bina edilmiş.
http://www.oktanyumroket.com/egitim/…_kanunlari.pdf
pdf te sorularımın cevapları var uydu nasıl yörüngeye girer mantığı nedir vs.

Örneğin bir uydu secin hızı sıfırdır linkten bu uydular geo orbitte yere eş zamanlı yörüngede tv satallite lar
http://www.n2yo.com/satellites/?c=34

Hız neden sıfır aslında hızın 3 km/sn olması gerekir diye sordum cevap şuydu bize göre hızı sıfır . pdfte bir tablo var bu tablodaki hesaplamalar şu şekilde

http://tr.wikipedia.org/wiki/Jeostat…3%B6r%C3%BCnge

Dolayısıyla dünyanın döndüğü varsayımı yani galileo nun fikri formüllere entegre edilmiş . Yer çekimi ve merkezkaç kuvvet ile bir mantığa oturuyor açıklamalar. Örneğin galileo için vikipediada şöyle yazıyor
1632’de yayımladığı “Gelgit Üzerine Diyalog” (Dialogue Concerning the Two Chief World Systems-Dialogue on the Tides) kitabında gelgit için “Denizdeki suların, Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi sonucu savrulmasıdır.” diyerek yanılgıya düşmüştür. Gelgitin kütleçekim kuvveti sonucu oluştuğu 1687’de Newton’ın Principia eserinde açıklanmıştır.

Pek tabiki de dünyanın eksen hareketi konusunda da yanılmış olabilir değil mi ? hayır mı dediniz söylediği mutlak bir doğrudur mu diyorsunuz ?

Neden 35.780 km diye sorduğumuzda clarke denilen bir uzay masalcısı bilim kurgu yazarı tarafından bu yörüngenin bulunduğu yazılıyor. Stanley kubrick in space odissey filmini yazarı .

olayları açıklarken kullanılan bazı prensiplerde de problemler var en önemlisi de bu kabul edilen prensiplerin dünya atmosferinin içinde geçerli olması

mesela gravity yani yer çekimi

http://www.gsjournal.net/old/science/guerami.pdf

Helyum dolu bir balon  pdfteki birinci deney kütle çekimi formülüyle açıklanabilir mi ?

Merkezkaç kuvvet ise zaten newton prensibini çalıştırmak için eklemlenen hayali bir kuvvet yani dünyanın ekseni çevresindeki hareketi dönüşü

Aynı şekilde iss nin uluslararası uzay istasyonu ( uluslararası denizaltı istasyonu) nun low orbitte 400 km irtifada saniyede 7 km hızla 90 dakikada dünya çevresinde 1 turu da benzer formüllerle açıklanmış.

1- Açıklamalara rağmen 80 cm çanakla 35 700 km den sinyal alınması aklen mantıken kafama yatmıyor . bu uydunun saniyede 3 km saatte 10.000 km hızla dönmesi ve milimetrik ayar hassasiyetli lnb ve çanagı hiç ıskalamaması.
2- Clarke demişki geo orbitte 3 uydu ile dünyanın tamamı kapsama alanına alınabilir ..mantıklı… Peki neden herkes uydu gönderiyor ? bu soruyu düşünmeniz için sordum cevabı biliyorum
3-Kullandıgınız gpslerinde linkte navsat lar . 20 000 km irtifada 6 yörüngeye yerleşik 4 uydu üzerinden çalıştığı söyleniyor . Anteni bile olmayan gps cihazlarının 20.000 km den sinyal alması da garip bir durum 

uzay nasıl bir ortamdır ? uzayın nasıl bir ortam olduğuna girmeden önce içinde yaşadığımız gezegenin atmosferi hakkında kısa bir bilgi edinelim .
alıntı bir yazı

Hava nedir?

Havanın görünüşte kompleks tarafı yok. O gaz halindeki atom, iyon ve moleküllerden yapılmış. Bunu kısaca tarif edersek: içinde % 78,l azot, % 20,8 oksijen vardır. Yemeğin tuzu, biberi, baharatı kadar da karbondioksit, hidrojen, argon, neon ve kripton gibi molekül ve atomlar.

Havanın etrafımız, aydınlatan bir ayna olduğunu duymuş muydunuz? Atmosfer dışındaki uzay boşluğunda bir kitap veya dergiyi okumanız mümkün değildir. Orayı bir lamba ile de aydınlatamazsınız.
Havadaki gazlardan azot, hava basıncının en mühim kısmını teşkil ederken, oksijenin yoğunluğunu hafifletir ve teneffüs ettiğimiz havayı hoş bir hale getirir. Havada azot bulunmasaydı oksijen tek başına zararlı ve rahatsız edici olacaktı. Azot, aynı zamanda bitkiler için de tabiî bir gübre olur. Havadan toprağa geçen azot, oradan mikroorganizmalara, mikroorganizmalardan da bitkilere geçer. Azot zerrelerinin bu seyahatı sonucu hayatımızın temel gıdaları olan proteinler hazırlanır. Topraktan mikroplara, oradan bitkilere, bitkilerden de hayvan ve insanlara varan akıllara durgunluk veren bir dayanışma ve yardımlaşma ortaya çıkar.

Havada bulunan gazlardan bir diğeri ise karbondioksittir. Havada çok az nispette (onbinde üç) bulunmasına rağmen, bu gazdan her yıl bitkiler vasıtasıyla trilyonlarca ton şeker imal edilir. Evet yanlış duymadınız trilyonlarca ton şeker… Karbondioksit bitkilerin yapraklarından girer; köklerden gelen su ile güneş ışığı altında birleşir. Neticede bütün canlılar için temel gıda olan glikoz ile oksijen ortaya çıkar. Şekerin hayat için ne kadar lüzumlu olduğunu anlatmaya gerek var mı? Bütün organlara ait hücrelerin çalışması glikoz şekerinin yakılması ile elde edilen enerjiyle mümkün olur. Şekerdeki enerjinin nereden geldiğini merak edebilirsiniz: Bitkilerde fotosentez adıyla bilinen güneş ışığı altında karbondioksitin su ile birleşmesinden, güneş enerjisi; şeker molekülünde karbon atomları arasındaki bağ enerjisi şeklinde depolanıyor. O halde güneş bizim rızık depomuz. Bakın âyette yer ve göğün sahibi ne buyuruyor…

“Göğü ve yeri rızkınıza iki hazine gibi hazırlayan, oradan yağmuru, buradan bitkileri çıkaran kimdir? Allah’tan başka koca sema ve zemini iki itaatkâr hazinedâr hükmüne kim getirebilir? Öyle ise, şükür hamd ona mahsustur.”

Hissedilmeyen Yük
Atmosferi teşkil eden gazlar cm² alan başına yaklaşık 1 kg’lık bir kuvvetle tesir eder. Atmosfer basıncının sadece % 1 oranındaki değişikliğinde bile şiddetli fırtınalar ve tayfunlar meydana gelebilir. Bütün canlılar, farkında bile olmadan bu basınç değeri ile tam bir ahenk içinde yaşamaktadır.

Normal şartlarda deniz seviyesinde vücudumuzun her santimetre karesi üzerinde l kilogram Hava Basıncı vardır. Parmağınıza l kilogramlık bir yük taksanız zor taşırsınız ama parmağınızın minik bir bozuk para büyüklüğünde olan kısmı üzerinde her zaman bu ağırlık vardır. Bir de bütün vücudun üzerinde olanı düşünün.
Yukarıya doğru yükseldikçe gazlar seyrekleşir ve bunun neticesi olarak atmosfer basıncı düşer. Buna bağlı olarak da içimizdeki sıvı maddelerin basıncı artar (vücudumuzun dörtte üçünün sudan ibaret olduğunu hatırlayalım). Hattâ öyle ki kaynayıp buharlaşacak hale gelir. Çünkü tüy gibi hafif zannettiğimiz hava esasen muazzam bir ağırlığa sahiptir. Vücudumuzun bir parmak ucu kadar sahasına 1 kg’lık basınç yaptığını belki çoğumuz bilmez. Bu, bir insan vücudunun yaklaşık 15 ton havanın ağırlığı altında olması demektir. Meğer sırtımızda ne ağır yük varmış da haberimiz yokmuş. Peki neden bunu hissetmiyoruz? Dış hava basıncını Yaratan, vücudun içinden onu dengeleyecek dışarıya doğru aynı değerdeki basıncı ihmal etmemiş. Dışta hava basıncı ne kadarsa, içten dışa da tam o kadar basınç var. Araba lastiklerindeki basıncın havadaki basıncın iki misli kadar bir değere haiz olduğunu hatırlatırsak fark edemediğimiz basıncın ne derece yüksek olduğunu bir derece anlayabiliriz. Bu denge bozulduğu takdirde insan hayatı tehlikeye girer.
Hava bütün bu işlere mazhar olurken, ciğerlerimizde ve damarlarımızda da çalışır. Bitkilerin yapraklarında ve çiçeklerinde renk renk nakışlar dokumaya vesile olur. Bulutlarla yağmur getirirken, çiçekten çiçeğe toz taşır. Zarif omuzlarında binlerce ton suyu taşıdığı gibi, binlerce kişilik uçakları da taşır. Işığı yayar, harareti dağıtır. Kulağımıza yüzlerce farklı dalga boyunda sesi, burnumuza çeşit çeşit kokuları birbirine karıştırmadan getirir.

VAKUM radyasyon UZAY ORTAMI

UZAY yüzde 99 vakumdur .

Üzerimizdeki Atmosfer tabakasının ağırlığının yarattığı bu hayli yüksek Basınç altında ezilmeyiz hatta hissetmeyiz bile. Vücudumuz buna göre ayarlanmıştır. Bu basınç biraz artarsa (denize daldığımızda) veya biraz azalırsa (uçakta veya yüksek dağlara çıkıldığı zaman) vücudumuz kulaklarımız başta olmak üzere bunu hemen algılar.
İşte Basıncın santimetre kareye l kilogram (1000 gram) olan atmosfer Basıncının altına düşmesine vakum denilir. Örneğin santimetre karede 08 kilogramlık (800 gram) bir basınç pratikte atmosfer basıncının ne kadar altında ise o kadar yani l 000-800= 200 milibar vakum olarak ifade edilir.
Vakumda yani hava basıncı atmosfer basıncından daha düşük olduğunda üzerimizdeki basınç da azalmış yükümüz hafiflemiş olduğuna göre vücudumuz da daha rahat etmez mi? Hayır tersine. Vücudumuzun iç basıncı atmosfer Basıncına göre ayarlıdır. Dışımızdaki basınç düşerse denge bozulacağından ve iç basıncımız fazla geleceğinden başta damarlarımız olmak üzere tüm organlarımız zarar görebilir devam etmesi durumunda ise insanı ölüme götürebilir.
Hakiki veya mutlak vakum tam sıfır hava basıncına ulaşmaktır ki bu pratikte mümkün değildir. Uzayda bile hakiki vakum yoktur. Bir ortamın hakiki yani mutlak vakumda olması için içinde Molekül Atom Elektron ve atomun diğer küçük parçacıklarından hiçbirinin olmaması gerekir. Uzayda ‘neutrinus’ denilen partiküller vardır bu nedenle uzayda bile hakiki vakum vardır diyemiyoruz. Ancak uzay o kadar büyük parçacıklar da o kadar küçüktürler ki yüzde 999999….vakumdur diyebiliriz.
Elinize bir şişe alıp havasını boşaltıp ağzını da sızdırmaz şekilde kapatırsanız şişenin içinde vakum oluşmuştur diyebiliriz. Şişenin kapağında bir delik açarsanız dışarıdaki hava derhal içeri hücum eder içerideki vakumun yerini alır. O halde dünyamızı çevreleyen hava tabakası niçin uzayın boşluğuna vakumlu ortamına kaçmıyor?
Örnekteki Havanın şişenin içine dalmasına sebep üzerindeki atmosferik basınçtır. Atmosferde 10 000 metreye çıkıldığında (yolcu uçaklarının normal uçuş yüksekliği) hava basıncı santimetre karede 03 kilograma 16 000 metrede 01 kilograma düşer.
Atmosferin üst katmanlarına gittikçe de hava basıncı sıfıra yaklaşır. Havanın vakumlu ortama kaçmasını yaratacak bir hava basıncı yoktur bu nedenle uzayın boşluğu hava moleküllerini çekemez atmosfer tabakamız da uzayın boşluğuna kaçıp gitmez

Uzay Radyasyonunun Elektronik Devreler Ve Uydu Sistemleri Üzerine Etkileri

http://www.tamsat.org.tr/tr/uzay-rad…guclendirme-1/

Linkteki yazıyı okuyun . iyonlaştırıcı radyasyon un madde içine difüzyon oranlarına bakın .

toparlarsak

1- Stallite uyduların yüksek enerji protonlarının bulunduğu van allen kuşakları olarak bilinen radyasyon kuşaklarının( binlerce millik 2 ayrı kuşaktan oluşur )
çevresinde yakınlarında bulunması bir tarafa dışında olması mümkün değildir . yani bu kuşaklarda vede 35.700 km irtifada ne uyduların elektronik aksamı çalışır nede sağlıklı bir şekilde yer istasyonlarına sinyal alıp gönderebilirsin.
2-Bu kuşaklardan insanlı gecmek şu anki teknoloji ve bilgi birikimiyle mümkün değildir . Nasanın 1969 aya gittik yalanına zaten inanmıyorsunuzdur
3-Dünyanın ve çevresinde olduğu söylenen satallite uydularının internet üzerinde bulunan resimlerinin tamamı faketir .Aşağıdaki linkte amatör astronomi ile ilgilenen birinin ekipmanlarıyla bulabildiği tek şey 1 piksel noktadır  geo senkron uydularla ilgili
http://ottawa-rasc.ca/articles/earl_…_Tracking.html
4-Nasa ve diğer ülkelerin rusya çin tamamının uzay ile ilgili videoları animasyon dan ibarettir . Çinin aya gitmesi yakın zamanda ve youtubun gönderdiği  sahte stüdyo ortamı fotoğrafları ve video buna bir örnektir
5-Youtubeda space shuttle ve roket videolarını izleyin . tonlarca ağırlıkta likid hidrojen hidrazin oksijen vb karışım yakıtlar sadece 100-150 km ye roketi çıkarmak içindir . Atmosferin hemen dışında roketten ayrılır tanklar

UZAY yüzde 99 vakum olduğu için ne newtonun 3. pirensibi nede termodinamik kuralları işe yaramaz . Rokette kullanacağın herhangi bir gaz vakuma karışır
http://pubs.acs.org/doi/abs/10.1021/…lCode=jpchax.2
http://www.etomica.org/app/modules/s…ckground2.html
http://sasc-specialists.ucdavis.edu/…/2B/Thermo.pdf
Yani gidilebilen irtifa veya uzaklık atmosfere cok uzak olmayan noktalar van alleni gectik marsa aya gittik kocaman bir yalandır .

6- iss uzay istasyonu değil nasanın denizaltı istasyonudur oradakiler astronot değil oyuncudur . Su altında özel yapım bir havuzda bulunur bazı videolarda zero gravity denilen boeing uçakların içinde çekilmiştir

iss nin yörünge yüksekliği 400 km deniyor . bu atmosfer tabakasında sıcaklık 200-1600 derece arasıdır güneşi görmediğinde -200 derece . insanın korunaklı bir kabinde olsa yaşaması mümkün degildir
https://www.youtube.com/watch?v=V5apvxFcHZY

fake bir iss resmi
http://www.perseus.gr/Astro-Sat-ISS-2010-05-29.htm

gerçek olan ne 1 satallite uydu ne bir dünya resmi nede iss resmi videosu gösteremezsiniz . Hepsi külliyyen animasyon fake bilgisayarda hazırlanmıştır.

Alttaki linkten videoları incele
https://www.youtube.com…rch_query=iss+hoax&sm=1
http://www.dailymotion.com/video/xdtqk1

Şu videoyu izlediğimde cok güldüm . 6 pencere ve 6 dünya
https://www.youtube.com/watch?v=Sac5wxjXpPw

Kısaca gps ve satallite konusuna deginip bitireyim

Aşağıdaki alıntı yazıda belirtildiği gibi haberleşme sinyalleri için en uygun ortam iyonosferdir .

Prof.Dr. Osman ÇAKMAK / Astronomi – Temmuz 2001

Radyo Yayıncılığına İmkân Veren Harika Ayna
Mezosfer adlı hava tabakasını geçtikten sonra iyonosferle buluşuyoruz. İyonosfer, faaliyet sahası 400 km yukarılara kadar tesirli olan, diğerleri gibi önemli bir atmosfer tabakasıdır. Burada bulunan atom ve moleküller nötr halde değil, iyonlaşmış, yani elektron vererek veya alarak elektrikle yüklenmiş haldedir.

Telsiz cihazı keşfedilip de, arada bir vasıta olmadan haberleşme, imkân dahiline girince, insanlık bu haberleşme hamlesiyle büyük bir heyacan yaşamıştı. Fakat bir husus ilim adamlarını kara kara düşündürüyordu: Elektromanyetik dalgalara bindirilmiş radyo dalgaları dümdüz bir hat boyunca yol alıyordu. Arz düz değil yuvarlak olduğundan, uzak mesafelerle haberleşme, en fazla 100 km çapında bir alan için mümkün olabilirdi. Daha uzak yerlerle, kıtalar veya ülkelerle haberleşme nasıl olacaktı?

Kafalar bu düşünce ile meşgulken, 1901 yılında İngiltere ile Kanada arasında radyo haberleşmesinin sağlandığı açıklandı. Bu gelişme büyük bir şaşkınlık meydana getirmişti. Radyo dalgaları daha uzak mesafelere nasıl ulaştırılmıştı?

Sır daha sonra çözülecekti. İyonosfer tabakası atmosferin iyonlardan yapılmış aynası gibiydi. Fezanın çınlayan kubbesi durumundaydı. Yerden uzaya yükselen telsiz ve radyo vericilerinin elektromanyetik dalgaları bu aynaya çarpıyor ve yansıyor, tekrar dünya üzerine gönderiliyordu. Yansıyan dalgalar dünyanın her köşesine ulaşıyor ve böylece her tarafta radyo ve telsiz yayınlarını rahatça takip etmek mümkün hale geliyordu.

Bu, daha dünya yaratılırken son asırların ihtiyaçlarının bile nazarı dikkate alınmış olduğunun ifadesi değil miydi? Bizim ihtiyaçlarımızı bilen ve geleceği gören her ihtiyacımızı şefkat ve merhametle hazırlayan birisi vardı ki, havada, suda, yerin altında ve üstünde ihtiyaçlarımız için gerekli levazımatı depolamıştı. Zamanı gelince kullanalım diye. Yaratılışta istikbalin tohumlarını ekmişti.

GPS eski bir teknolojidir . iyonosfer tabakasını kullanıyorlar . yer belirlemede usa military üzerinden saglanıyor . 20.000 kmye 6 yörünge üzerine 24 uydu gönderip size niye bedava antensiz gps cihazlarınızla hizmet saglasın ki ? 

https://www.youtube.com/watch?v=JFzs1XWp3yY

Eskiden bir film izlemiştim 2004 yapımı the village (köy )

Sizi o ama (kör) kız gibi duvarların dışına çıkarmaya çalıştım . Günümüzü anlatan çok manyak bir film . Bu komplocuların kim olduğunu bilmediğiniz için bazılarınıza saçma gelebilir yazdıklarım . en azından düşünüp sorgulayın

Uydu satallite yalanı ……………………………..

İllüzyon şöyle çalışıyor;  iyonosferin f katmanı keşfedildiğinde yüksek frekansta radyo dalgalarının yayılmasında kritik önem taşıyordu . Yer eş zamanlı geo orbit yalanını bu gerçeğin üzerine örttüler .

Bunu hangi sahtekarlar yaptı linkte fireman nikli elemanın yazısında

http://cluesforum.info/viewtopic.php…1070&start=165   “””

KAYNAK: https://www.frmtr.com/cografya-uzay-bilimleri/5729628-iss-aldatmacasi-uzay-yalanlari-satallite-uydular.html

Yazar hakkında

Oğuzhan Sırkıntı

1 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

  • Kardeşim çok ilgi ve heyecanla okudum. Ama anlayamadığım bı kaç sey var. Simdi madem ki bi uydu yok gök kubbe den yansıma ile sinyal alıyoruz LNB yı yada çanağı sinyal almak için neye ceviriyoruz. Öylesine bir boşluğa mı? ufak bi sarsıntıda sinyal kaybı yada veri kaybı nasıl oluyor.sonuçta o kadar yüksekte de değilse o açı nasıl kayboluyor. Bu elektronik yada kontrollü bir yayın değil de yansimalardan ibaret ise o TV de uydu seçmenin mantığı nedir.